Aynalar Yolumu Kesti…
Paz/Aug/2007

Aynalar, bakmayın yüzüme dik dik;
İşte yakalandık, kelepçelendik!
Çıktınız umulmaz anda karşıma,
Başımın tokmağı indi başıma.
Suratımda her suç bir ayrı imza,
Benmişim kendime en büyük ceza!
Ey dipsiz berraklık, ulvi mahkeme!
Acı, hapsettiğin sefil gölgeme!
Nur topu günlerin kanına girdim.
Kutsi emaneti yedim, bitirdim.
Doğmaz güneşlere bağlandı vade;
Dişlerinde, köpek nefsin, irade.
Günah, günah, hasad yerinde demet;
Merhamet, suçumdan aşkın merhamet!
Olur mu, dünyaya indirsem kepenk:
Gözyaşı döksem, Nuh tufanına denk?
Çıkamam, aynalar, aynalar zindan.
Bakamam, aynada, aynada vicdan;
Beni beklemeyin, o bir hevesti;
Gelemem, aynalar yolumu kesti.
-Necip Fazıl-
CANIM İSTANBUL…
Paz/Jun/2007

Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar;
Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar.
İçimde tüten birşey; hava, renk, eda, iklim;
O benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim.
Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur;
Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur.
Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale,
Ve kavuşmuş rüyalar, onda, onda misale.
İstanbul benim canım;
Vatanım da vatanım…
İstanbul,
İstanbul…
Tarihin gözleri var, surlarda delik delik;
Servi, endamlı servi, ahirete perdelik…
Bulutta şaha kalkmış Fatih`ten kalma kır at;
Pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat…
Şahadet parmağıdır göğe doğru minare;
Her nakışta o mana: Öleceğiz ne çare?..
Hayattan canlı ölüm, günahtan baskın rahmet;
Beyoğlu tepinirken ağlar Karacaahmet…
O manayı bul da bul!
İlle İstanbul`da bul!
İstanbul,
İstanbul…
Boğaz gümüş bir mangal, kaynatır serinliği;
Çamlıca`da, yerdedir göklerin derinliği.
Oynak sular yalının alt katına misafir;
Yeni dünyadan mahzun, resimde eski sefir.
Her akşam camlarında yangın çıkan Üsküdar,
Perili ahşap konak, koca bir şehir kadar…
Bir ses, bilemem tanbur gibi mi, ud gibi mi?
Cumbalı odalarda inletir “Katibim”i…
Kadını keskin bıçak,
Taze kan gibi sıcak.
İstanbul,
İstanbul…
Yedi tepe üstünde zaman bir gergef işler!
Yedi renk, yedi sesten sayısız belirişler…
Eyüp öksüz, Kadıkoy süslü, Moda kurumlu,
Adada rüzgar, uçan eteklerden sorumlu.
Her şafak Hisarlarda oklar çıkar yayından
Hala çığlıklar gelir Topkapı sarayından.
Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar;
Güleni şoyle dursun, ağlayanı bahtiyar…
Gecesi sümbül kokan
Türkçesi bülbül kokan,
İstanbul,
İstanbul…
Kaldırımlar…
Paz/Jun/2007

Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında;
Yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum.
Yolumun karanlığa saplanan noktasında,
Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum.
Kara gökler kül rengi bulutlarla kapanık;
Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar.
İn cin uykuda, yalnız iki yoldaş uyanık.
Biri benim, biri de serseri kaldırımlar.
İçimde damla damla bir korku birikiyor;
Sanıyorum, her sokak başını kesmiş devler…
Üstüme camlarını, hep simsiyah, dikiyor;
Gözüne mil çekilmiş bir ama gibi evler.
Kaldırımlar, çilekeş yalnızların annesi;
Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandır.
Kaldırımlar, duyulur, ses kesilince sesi;
Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir lisandır.
Bana düşmez can vermek, yumuşak bir kucakta;
Ben bu kaldırımların emzirdiği çocuğum!
Aman, sabah olmasın, bu karanlık sokakta;
Bu karanlık sokakta bitmesin yolculuğum!
Ben gideyim, yol gitsin, ben gideyim, yol gitsin;
İki yanımdan aksın, bir sel gibi fenerler.
Tak, tak, ayak sesimi aç köpekler işitsin;
Yolumun zafer takı, gölgeden taş kemerler.
Ne sabahı göreyim, ne sabah görüneyim;
Gündüzler size kalsın, verin karanlıkları!
Islak bir yorgan gibi, sımsıkı bürüneyim;
Örtün, üstüme örtün, serin karanlıkları.
Uzanıverse gövdem, taşlara boydan boya;
Alsa buz gibi taşlar alnımdan bu ateşi.
Dalıp, sokaklar kadar esrarlı bir kuyuya,
Ölse, kaldırımların kara sevdalı eşi..
NECİP FAZIL KISAKÜREK
istanbul’la beraber
Cts/Jun/2007
İSTANBUL’UM HOŞTUR…

Bir yanda sessiz dua, bir yanda şuh kahkaha
Bir yanda kula kulluk, diğer yanda Allah’ a,
Sanmam koca Dünya da eşin bulunsun daha,
EY İSTANBUL…İSTANBUL SENİN İKİ YÜZÜN VAR,
BİR YÜZÜN GÜLÜYORKEN DİĞERİNDE HÜZÜN VAR.
İbadet sessiz sessiz, rezalet gümbürtülü,
Çirkinliğin meydanda, güzelliğin örtülü,
Sararken ufukları gurubun kızıl tülü,
GECELERİN KİM BİLİR NE GÜNAHLARA GEBE ?
TAKSİM’ DEKİ GÜNAHA EYÜP’ TE BÜYÜK TÖVBE.
Örf, anane, gelenek yerle bir ahalide,
Padişah mezarında ürperir Laleli’ de,
Hayal tacirlerine rağbet Bâb- ı âli’ de,
BU GİDİŞ HAYRA DEĞİL, KALBİNE TAZE KAN BUL,
KARANLIĞA YÜZ ÇEVİR, GÜNEŞE DÖN İSTANBUL.
Ne yazık ki satılır olmuş insan maddeye,
Koyun kasapta satılık, kadın düşmüş caddeye,
Nasıl gelmez İstanbul hırstan çatlar haddeye,
HER HALİ EDASIYLA İSTANBUL’ UM BİR HOŞTUR,
kADİR’ DE TAM MÜSLÜMAN, NOEL’ DE TAM SARHOŞTUR.
Ve işte ekonomin, nasıl gelmiş bu hale,
Bir yanda tefeciler, bir yanda Tahtakale,
Pembe gözlükler ile bakamam istikbale,
SÖZ SENETMİŞ ESKİDEN, ŞİMDİ SENET HİKAYE,
DOLANDIRMA- ALDATMA OLMUŞ TİCARİ GAYE.
İşyerinde yabancı kelimeye itibar,
Kafeterya, bonmarşe, butik, şarküteri, bar,
Beyoğlu’ nda Türkçe yok diğer bütün diller var,
RÜZGAR BATI’ DAN ESMİŞ, FATİH’ İN RUHU KAYIP,
EY İSTANBUL ! İSTANBUL SANA YETER BU AYIP.
Ey zaman…zalim zaman geç saniye saniye,
teknikte ilerlerken manada çöküş niye ?
Çağırırken imana, Fatih, Süleymaniye,
ÇEVİR YÜZÜNÜ, ÇEVİR, PİSTEN, KİRDEN, ÇAMURDAN,
KIBLE’ YE DÖN İSTANBUL, FEYZ AL İLÂHİ NURDAN.
Karaköy’ de günahlar sarılır kalın sise,
Çan çalarken Taksim’ in göbeğinde kilise,
Ayasofya susuyor bu ne garip iş ise (?)
İSYANIN YERİ YOKTUR, EYÜP SABRA ÇAĞIRIR,
MEŞHUR ZİNCİRLİKUYU GEL DER, KABRE ÇAĞIRIR…