Gülümseyin…

Cum/Aug/2007

bebek1.jpg

     Her ne kadar ihmal edilse de günümüz koşullarında yolda yürürken, marketteyken, konuşurken,otururken, kalkarken insanlara gülümsemek ihtiyaç haline geldi neredeyse…

     İhtiyaç haline gelmesini de biz şuna bağlıyoruz.

     Birincisi, ‘yandım’lı, ‘öldüm’lü, ‘bittim’li bunalım şarkılar ve psikolojisi bozulmuş olduğu halde bununla yetinmeyip insanlara sürekli negatif salgı salgılamaya çalışan tehlikeli vakalar.

Evet!                                                                                                                                                  

     İşte bu iki sebep yüzünden insanlar artık gülmeyi bırakalım, gülümseyemez olmuşlar.Yolda kendi başına yürürken insanlara pozitif salgı aşılamak amacıyla gülümseyen iyi niyetli bir insan gördüğümüzde artık deli sandığımız için aslında biz de biraz çekiniyoruz gülmekten…

     Bir kişinin gülmesiyle dünya değişir aslında…

     İnsanlar daha bi’ aşkla, şevkle yaparlar işlerini, daha fazla gönüllerini verirler…

     Böylece bir günde çok şeyler değiştirebilir bu gülücük mevzuu.Bu yüzden hiç çekinmeyin, gülün gitsin en azından siz mutlu olursunuz…

     tebessümlü günler:)  

Büyük Servetler

Paz/Aug/2007

deli-manyak.jpg

Bir şehrin en zengini öldüğünde, tellallar sokaklara dökülüp;

“Ey ahali”, diye bağırmışlar. “Biliyorsunuz Veli Efendi öldü. Bir vasiyeti var.
Ahiret hayatına alışabilmek için, kendisine bir günlük yardımcı arıyor.

Kim ki, mezardaki ilk gecesini onunla beraber girerse, Veli

Efendiye ait servetin yarışı kendisine verilecektir.

Ey ahali,duyduk duymadık demeyin….

Tellalların bütün çabasına rağmen kimse bu parlak, fakat

Korkulu vasiyete kulak vermemiş. Ama sonunda, şehrin en fakir sırt
hamallarından birisi çıkmış ortaya. Adamcağız bakmış ki, hayatta zaten
 sırtındaki küfesinden ve ipinden başka bir şey yok. O halde “hamal
 olarak yatıp, ertesi sabah zengin olarak kalkarım” diyerek razı olmuş…
Genişçe bir mezara,iyice kefenlenen zengini ve yanına hamalı yatırmışlar.
Az sonra sual melekleri gelmiş “İkisi de bize emanet” diye konuşmuşlar.
“Zengin nasıl olsa kalacak, şu hamaldan başlayalım.”

Sormuşlar

- “Dünyada malin mülkün var mıydı?”

- “Alay etmeyin” demiş, hamal. “Sırtımdaki küfeden ve ipten

başka hiçbir şeyim olmadığını siz de bilirsiniz.”

- “Peki diye eklemiş melekler, “o ipi ne karşılığında aldın?

Sonra küfeyi ne is gördün de nasıl elde ettin?”

Anlatmış hamalcağız.

- “Beş kişinin malını 10 kurusa taşıdım. İkisini yedim,

Sekizini sakladım. Ertesi gün de ayni isleri yaptım.
Yemedim içmedim, ucuza taşıdım

Ve bunları aldım.”

- Melekler

- *Çık demişler, çık… Olmadı…. Hasan Efendiden aldığın

para, hak ettiğinden çok düşük. Biz ondan bunun hesabini soracağız.

Mehmet Efendiyle de ucuza anlaşmış ve ucuza taşımışsın….”

- İyi ama diye cevaplamış hamal, hak ettigim parayı isteseydim,

Bana taşıttırmazdı. Taşıttırmayınca da aç kalırdım…..”

- “O bizim isimiz” demiş melekler, “nasıl olsa buraya o da

gelecek.Biz senin adına ona sorarız.”

Melekler, hamal’ı sıkıştırmaya devam etmiş.

- “Söyle bakalım, aldığın paranın kaçını yedin, kaçını

sakladın?”

- “On kuruş aldı isem, yarısını sakladım… iki kuruş aldı

isem, bir kurusunu biriktirdim…”

- “Çık” demiş melekler… “Yine olmadı, hem ucuza taşımışsın,

hem de gıdandan kesmişsin… Yani sen, kendi nefsine

zulmetmişsin…Nefsine zulmetmek de günahtır, bilmez misin?…”

- hamalcağız ne cevap vereceğini düşünüp ecel terleri dökerken,

sabah olmuş. Açılan mezardan yukarıya bir bakmış ki, bütün millet orada…

Kadı Efendi ve şehrin mehter takimi da kendisini bekliyor. Bir

kıyamet ki sormayın.”Kutlu olsun” demişler… “Bu gece kimsenin

yapamayacağı bir isi başardın ama bak artik zengin oldun.”

- “Yooo”, diye bağırmış hamal. “İstemem , sizin olsun… Ben ,

Bir iple küfenin hesabini sabaha kadar veremedim, Ya o kadar

Servetim olsaydı,ne yapardım?”

Karamsarlık

Pts/Jul/2007

hiz-problemi.jpg

Karamsar olmak zor değil, zor olan bir çılgın bir fırtınadan sonra

gökkuşağı gibi gülümseyebilmektir.

Kucaklamaya kolların yetmeyeceği bir ağaç bir tohumla başlar;

En uzun yolculuklar, bir adımla başlar;

Gerçek sevgiler ise bir tebessümle başlar…

Annem her fırsatta çocuklarına güneşe doğru zıplamalarını öğütlerdi.

Güneşe ulaşamazdık, ama hiç olmazsa ayaklarımız yerden kesilirdi!

Z.N.Hurston

birkaç güzel söz

Paz/Jun/2007

kayikk-m.jpg

- Beyazın kaderi kirlenmek, siyahın kaderi suçlanmaktır.
- Dünya bir gündür, o da bugündür!
- Sen, sen ol! Asla biz olma.
- Sakın 30 yıl hukukun olmayan birine, sakın deme!
- Azdan az, çoktan çok gider.
- Sadece şahlar hamleleri önceden sezer.

- Özgürlük, sonu meçhul bir firardır.
- Bir yerde küçük insanların büyük gölgeleri oluşuyorsa orada güneş batıyor demektir.

- Asla birilerinin umudunu kırma, belkide sahip oldukları tek şey o’dur.
- Bela, kişinin sevdiklerinden gelir.

- Oyun bitince şah da, piyon da aynı kutuya konur…
- Beklemesini bilenin her şey ayağına gelir…

ÇoCuK dEdİğiN

Paz/Jun/2007

kiz.jpg

Çocuk dediğin; uslu oturur ,büyüklerin
sözünü dinler.Çocuk dediğin; “yapma”deyince yapmaz,
“yat” deyince yatar.

Çocuk dediğin; önüne konanı yer,
yeni icatlar çıkarmaz

Çocuk dediğin; ders çalışır,
dik kafalılık etmez.

Çocuk dediğin; çok soru sormaz,
karşılık vermez.

Çocuk dediğin; paylanınca önüne bakar,
evi dağıtmaz.

Çocuk dediğin; herşeyi istemez,
her duyduğunu söylemez.

Çocuk dediğin; anasından,babasından
korkar, “şimdi seni gebertirim”
denince suspus olur.

Çocuk dediğin; her önüne gelenle
oynamaz, büyüklerin vurduğu yerde
gül biteceğini bilir.

Çocuk dediğin; verilen öğütlerin
dışına çıkmaz, ağaca da çıkmaz,
kapının önüne çıkar.

Çocuk dediğin; durmadan ıslık çalmaz,
yemekten önce mandalina yemez.

Çocuk dediğin; hep top peşinde
koşmaz, kuş peşinde de koşmaz,
kız peşinde de koşmaz.

Çocuk dediğin; büyüklerin bir dediğini
iki ettirmez, zırtpırt televizyonu açmaz.

Çocuk dediğin; söylenen işten kaçmaz,
anasının babasının odasını açmaz,
kapı çalınınca, koşup kapıyı açar.

Çocuk dediğin; insanın tepesine binmez,
akşama kadar bisiklete de binmez.

Çocuk dediğin; kimsenin dalına
basmaz, ıslak yerlere de basmaz.

Çocuk dediğin; sofrada adam gibi
oturur, büyüklerin yanında oturmaz,
haytalık etmez.

Çocuk dediğin; çocukluğunu bilir,
saygı-suygu bilir, dersini de bilir.

Çocuk dediğin; insanın kafasını şişirmez,
pırtlatmak için avucunu şişirmez,
çok gülmez.

Çocuk dediğin; çağrılınca gelir,
yemek saatinde eve gelir,
yüzüne bakılınca kendine gelir.

BÜYÜKLERE GELİNCE…
Onlar büyüktür ve herşeyi yapabilirler.
Ve çocuklar yaşlanıp ölünceye dek,
her şeyi sadece büyüklerin yapabileceğine
inanarak yaşarlar.

3.jpg

Cami’de uyanıyorsunuz. Bir tahta sandık içersinde, 
herkes karşınızda saf durmuş, iyiliğinize dua ediyor 
ve tüm haklar helal edilmiş vaziyette.Tabuttan 
doğruluyorsunuz, yaşlı, olgun ve ağırbaşlı olarak. 
Herkes etrafınızda, büyük bir itibar, iltifatlar, 
çocuklar torunlar hepsi hazır. Arabanıza kurulup 
evinize gidiyorsunuz. Doğar doğmaz devlet size 
maaş bağlıyor, aylık veya üç ayda bir maaşınızı 
alıyorsunuz. Ne güzel, hazır maaş, hazır ev… 
Altmışlı yaşlara kadar herşey garanti, huzur içinde 
yaşıyorsunuz. Sağlığınız gittikçe düzeliyor 
Kaslar güçleniyor, kuvvetleniyorsunuz. 
Bir gün çalışmak istiyorsunuz ve işe ilk başladığınız 
gün size hoşgeldin hediyesi olarak bir plaket ve 
altın kol saati veriyor patronunuz.. 
Ve Genel Müdürlük veya bunun gibi yüksek bir 
makamdan tecrübeli bir insan olarak işe 
başlıyorsunuz. Herkes karşınızda elpençe divan… 
Vücudunuzda da bazı hoşa giden hareketler de 
başlıyor Gittikçe zayıflıyor forma giriyorsunuz 
Diğer hormonal Aktiviteler artıyor, fevkalade….. 
Aman ne güzel günler başlıyor… Derken birgün 
patron size artık Üniversiteye gitsen daha iyi olur 
diyor. Bu arada Babanız ortaya çıkmış, “fazla 
çalıştın” diyor “artık eve dön, işi bırak okumaya 
başla, harçılığın benden olsun…” Keyfe bakar 
mısınız ? Okuduğunuz dersler gittikçe kolaylaşıyor 
Ekmek elden su gölden bir dönem başlıyor. 
Partiler, Diskotekler, Kızların sayısı artıyor. 
Derken Anne ve Babanız sizi götürüp getirmeye 
başlıyor, araba kullanma derdi de yok artık… 
Günün birinde sizi okuldan da alıyorlar, “evde otur, 
keyfine bak Oyuncaklarınla oyna” diyorlar… 
Mamanız ağzınıza veriliyor, zaman zaman altınızı 
bile temizliyorlar, hatta bu durum alışkanlık yapıyor. 
ve hiç tuvalet kullanmamaya başlıyorsunuz. 
Derken Anneniz bir gün size süt verme kararını 
alıyor ve başka bir keyifli dönem başlıyor. 
Mama artık her yerde, her an ve en taze şeklinde 
hazır. Bir gün karanlık ılık ve sıcak bir ortama 
giriyorsunuz. Beslenmek için ağzınızı açmaya dahi 
gerek yok, bir kordondan besleniyor sıcacık 
yumuşacık gürültü ve patırsız bir ortamda 
yaşıyorsunuz. Küçülüyor, küçülüyor, ufacık bir hücre 
halini alıyorsunuz. Ve günün birinde müthiş keyifli 
bir orga ile hayatınız bitiyor

kizz.jpg

*Kardeşim üzerine çay döktü
*Hocam dün hastaydım
*Ödevimi yaptım,dolabıma koyup kilitledim,ama sabah dolabın anahtarını bulamadım
*Annem ödevimin olduğunu hatırlatmadı
*(çantayı ve defteri karıştırdıktan sonra şaşkın bir yüz ifadesiyle) Hocaaam buradaydı.Arkadaşlarıma sorun isterseniz yaptım ödevlerimi (arkadaşlar da teneffüsteki konuşmayı hatırlayarak kafa sallarlar )
*Küçük kardeşim ödevimi yırttı
*Kalemimi kaybettim biz ailecek alışverişe haftasonu çıkıyoruz.O yüzden kalem alamadım ve yapamadım hocam
*Annem çantamı hazırlarken ödevimi koymayı unutmuş
*Akşam sular kesildi
*Biraz önce ödevimi size göstermek için hazırlık yaparken farkettim.Ödevimi kuzenime yazdığım mektupla karıştırmışım
*Bu sabah bir değişiklik olsun diye ablamla çantaları değiştirmiştik.Tabi ödevim de çantamla beraber gitmiş.
*Annem ödev kağıdını çöp zannetmiş
*Ödevimi bilgisayarda yapıyordum ,ara verdiğimde abim bilgisayara format atmış
*Ayy ödevler bugün mü verilecektii
*Gece tüm kırtasiyeler kapandıktan sonra ödev defterimde boş sayfa kalmamış olduğunu farkettim
*Hocam,üst kattaki komşularımız muslukları açık unutmuş.Tam da benim odamdan aşağıya su sızmış ve masanın üzerinde ne varsa hepsi ıslanmış :)